BİLİM, TEKNOLOJİ VE SANAYİ GÖRÜNÜMÜ

OECD, Bilim, Teknoloji ve Sanayi Görünümü adı altında iki yılda bir yayımladığı raporunun altıncısında; eğilimleri, olasılıkları ve bilim, teknoloji ve inovasyon alanındaki politikalarının yönünü gözden geçirmektedir. Rapor, inovasyona özel önem vererek bilim, teknoloji ve sanayi ana temaları etrafında derinlemesine analizler sunmaktadır.

OECD ülkelerindeki güçlü ekonomik büyüme performansı, bilim, teknoloji ve inovasyona yapılan yatırımların artışında etken olmuştur. OECD üyesi ülkeler arasında büyüme rakamlarında farklılıklar olsa da, özellikle ABD'de iş dünyasının yatırımları ve tüketicilerin harcamaları artmıştır. Bu gelişmeler yenilikçi ürün, süreç ve hizmetlere olan talebin artışını desteklemiş, bilimsel ve teknik bilgi birikimine olan ihtiyacının artışına katkıda bulunmuştur. Artan kurumsal karlılık, beraberinde Ar-Ge dâhil olmak üzere entelektüel sermayeye olan yatırımları teşvik etmiştir. Önümüzdeki dönemde bilim, teknoloji ve inovasyon alanındaki çalışmaların daha da genişleyeceği düşünülmekte, bu beklentilerle birlikte beklentilerin yön ve miktarını etkileme olasılığı olan çeşitli risklerin de varlığı kabul edilmektedir.

OECD ülkeleri içinde toplam Ar-Ge harcamaları artmış, 2004 yılında toplam 729 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. Bu rakam 2000 yılı ile karşılaştırıldığında %10 oranında bir reel (enflasyondan arındırılmış) artışa karşılık gelmektedir. Ar-Ge harcamalarının GSYİH içindeki payı bu konuda dikkate alınan öncelikli göstergelerden biri olarak kabul edilir. OECD ülkelerinde ortalama Ar-Ge/GSYİH oranı 2004 yılında %2,26 olarak gerçekleşmiş, 2003 yılına göre bir artış olduğu görülmekle birlikte, zirve yaptığı 2001 yılındaki %2,27'ye göre düşüş kaydetmiştir. Ülkeler bazında Ar-Ge harcamalarının GSYİH'ye oranları dikkate alındığında, 2004 yılı verilerine göre bu oranın Japonya'da %3,13, ABD'de %2,68 düzeyinde olduğu; 2003 yılında AB-25 ortalamasının ise %1,81'e eriştiği görülmektedir. AB Lizbon Stratejine göre 2010 yılında hedef olarak konmuş %3 düzeyine sınırlı sayıda Avrupa ülkesinin eriştiği görülmektedir. Avrupa'nın Japonya ve ABD ile karşılaştırıldığında düşük oranda kalmasının elbette belirli nedenleri vardır. OECD Raporu bunları; ekonomik dalgalanmalara bağlamakla birlikte asıl nedeninin yapısal faktörler olduğunu savunmaktadır. Yapısal faktörler arasında ise Avrupalı işletmelerin oluşum biçimleri, özellikle bilişim teknolojilerinin üretim ve hizmetler sektörlerindeki payının düşüklüğü, işletmelerin içinde çalıştığı çevre koşullarının araştırma ve inovasyonu yeterli düzeyde desteklememesi sayılmaktadır.

Ar-Ge'nin finansmanına dair eğilimler OECD ülkeleri arasında farklılıklar göstermektedir. Avrupa ve ABD'de son dönemlerde elde edilen kazanımların arkasında devlet bütçelerinin olduğu, diğer taraftan Japonya'nın ve diğer Asya-Pasifik ülkelerinin Ar-Ge'ye ayrılan kaynaklarının artışında özel sektörünün ağırlıklı rolü olduğunu göstermektedir. OECD, Ar-Ge'ye yapılan yatırımların önümüzdeki dönemde artacağını beklemektedir. Kamu açıklarının azalma olasılığının daha çok kamu kaynağının Ar-Ge'ye ayrılmasının önündeki engelleri azaltacağı tahmin edilmektedir. Vergi teşviklerindeki artışla birlikte özel sektörün Ar-Ge kaynaklarını artırması beklenmektedir. Yapılan son araştırmalarda da ABD ve AB üyesi ülkelerdeki işletmelerin, kurumsal karlılık düzeylerinin korunması halinde bir miktar Ar-Ge kaynaklarını artıracaklarını göstermektedir. Aşağıdaki şekil 1991 ve 2004 yılları arasında OECD üyesi ülkelerin Ar-Ge harcamalarının gelişimini ortaya koymaktadır. 2000'li yıllarda girişim sermayesine dair bir sıkıntının tüm dünyada yaşanmış olmasının dışında, girişim sermayesinin küçük ve yeni başlayan (start-up) işletmeler için inovasyonun desteklenmesinde istikrarlı bir seyir izlediği söylenebilir. Bu arada OECD bünyesinde yer alan ülkelerde gözlemlenen önemli bir değişimin Ar-Ge harcamalarının kompozisyonunda olduğu; hizmetler sektörünün daha fazla kaynak aldığı ortaya çıkmaktadır.

Raporda Türkiye'yi de cari açık ve yabancı sermaye ilişkisi açısından yakından ilgilendiren, çok uluslu şirketlerin Ar-Ge yatırımlarını ülkeleri dışına çıkarmalarına dair eğilimleri de ortaya koyan tespitler bulunmaktadır: OECD ülkelerinin büyük bir bölümünde yabancı sermayeli firmalar tarafından gerçekleştirilen Ar-Ge yatırımlarının arttığı, bu süreçte de temel etkenin çok uluslu şirketlerin satın alma yöntemiyle Ar-Ge faaliyetlerini kendi ülkeleri dışına taşımaları olarak ortaya çıktığı ulaşılan tespitler arasındadır. Yabancı sermaye tarafından gerçekleştirilen Ar-Ge'nin yine OECD ülkeleri dâhilinde kaldığı görülse de, özellikle Asya ülkelerine doğru bir akımın olduğu gözden kaçmamaktadır. Asya ülkelerinin Ar-Ge'nin küreselleşen eğiliminde daha fazla pay almasının ana nedenleri arasında ise bilimsel ve teknik yeteneklerin varlığı, hızla gelişen pazarlar olmaları ve düşük ücretler gösterilmektedir. Yabancı sermayeli şirketlerin Ar-Ge yatırımlarının Çin, Rusya, İsrail ve Güney Afrika'ya kaydığı izlenmektedir. Yakın tarihte başlatılan politika düzeyindeki girişimlerin, bu ülkelerin iç kaynaklarının inovasyon yeteneğine kavuşturulması biçiminde tasarlandığı görülmektedir.

Rapor, üniversite ve kamu araştırma kurumlarında reform yapılmasına ilişkin ihtiyacı bir öncelik olarak nitelemektedir. Reformların odaklandığı özellikler dikkate alındığında, bu kurumların daha çok toplumun sosyal ve ekonomik ihtiyaçları karşılamaları şeklinde oluştuğu gözlenmektedir. Kurumsal ve mevzuata dayalı düzenlemelerle örneğin Japonya'da Nisan 2004'ten bu yana üniversitelere farklı bir yönetsel yapı kazandırılmış; daha çok özerklik verilmiştir. Finlandiya'da üniversitelerin ana hedefleri içerisine teknoloji transfer etmeleri hükmü getirilmiş, gerekli kanun değişikliği gerçekleştirilmiştir.


Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Binası Orhanlı, Tuzla 34956 İstanbul
+ 90 216 483 9710 ref@sabanciuniv.edu